Türkiye’de yaşıyoruz. Tırmandığımız her ağaçta kendimize tutunacak bir dal bulmakta üstümüze yok. Hayatımızı da o dala adarız. Ondan gayrısı tufan… Nedir ki ağaçlar ve dallar?.. Futbol milli takımımız katıldığı turnuvada yarı finale çıkar. Yenilir. Üçüncü ilan edilir. Oysa ki diğer yarı final maçının mağlubunu umursamayız. Onların ve dünyanın geri kalanlarının bizi umursamadığı gibi. Jeopolitik önemimiz, Amerika da müttefikimiz deriz; Amerika başımıza çuval geçirir. Irakta ki Amerikalıların bile haberi olmayacak bir misilleme yaparız. Olsun, gereken cevabı vermişizdir. Sertab Erener sadece Ricky Martin’le sadece Türkiye ve Orta-Doğu’da yayınlanan bir şarkı çağırırlar(ki dünyaya aynı şarkının Maya ilen yapılan düet’i dağıtılmıştır). Dünya Sertab’ı tanıdı olur. Şimdi konumuza dönelim. Pazarlama ağacını dalı “reklam”dır, Türkiye’de.
Bir sürü marka pazarlamayı salt reklam sanar. Hatta, televizyon reklamına kadar indirger. “Filmini verelim adımız gözüksün”dür. Onlarca emsali vardır bu görüşümün. Mesela Dew (dev diye okunuyor düuv değil) motor yağlarının hiç bir şekilde call centerlarına ulaşmak mümkün değildir. Ya da Doritos Ofis 3-5 reklamları televizyonlarda oynar. Fakat Şişli’deki hiç bir satıcıda bulamazsınız (market ve bakkaliyeler dahil). Teknosa reklamında Apple MacBook Pro görürsünüz, gidersiniz, alacağınız vardır, Bursa mağazasındaki satış elemanı ile şöyle bir diyalog yaşarsınız:
-Merhaba, MacBook Pro 15” var mı elinizde?
-Efendim?
-MacBook Pro!!
-Bizde satılmıyor öyle bir şey.
-Allah allah, reklamınızda gördüm.
-Hmm… İstanbul mağazalarımızda vardır o zaman.
-İyi getirtemez misiniz?
-İnternetten almanız gerekir biz buradan stok girişi yapamayız.
-Tamam stok var mı? Bir de fiyatı ne kadar sizde?
-Buyrun bakalım bilgisayardan. Neydi bu?
-Nasıl neydi? MacBook Pro işte.
-Eee… Ne yani!? Mouse mu, harddisk mi?
Hoşçakalın der çıkarsınız. Aslında bu noktada öfke kontrolü girer devreye.
Türkiye’de reklam vermeyi severler. Tüm pazarlama ve marka iletişimlerini çözerler bir kalemde! Zaten bağırmayı da seven toplumuzdur. Özel Halk Otobüsleri dahi çağırır, bağırır yolcu toplamaya. Eee… reklam ile klarnetin kökünün aynı olduğunu hesaba katarsak severiz reklamı. Bunun yanında tabi bir de; Hande Ataizi’nin tuvaletin havalandırma camında sıkışması bile bir “reklam”dır. Biz böyleyiz; tutunuruz bir dala kırılana kadar. Ağaç düşeriz, ağaca küseriz. Ama dünyada da yalnız değiliz…
